Sadece 1 Kaldı.. FB-AE: 101-79

by

Geride kalan maçlarda Efes’in öncelikli stratejisi sertlik idi. Bu sertlik arkasında tam anlamıyla bir savunma planı içeren sertlik değildi. Oyuncu bazında her Efes’li tüm rakiplerinin içine girecek kadar yakın savunma yapıp, geçildikleri anlarda sert fauller ile rakibi durdurma planından başka takım olarak yaptıkları tek savunma hamlesi sahanın bazı bölgelerinde ikili sıkıştırmalara gelmekti. Ancak bu savunmanın için akıl koyma işinde Fenerbahçe kadar başarılı değillerdi. Özellikle Fenerbahçe’nin topu iyi dolaştırdığı anlarda saha yayılımını Fenerbahçe kadar iyi yapmıyor olmaları nedeniyle boş şut imkanı veriyorlardı.

Bu maça sakatlıktan çıkan Diebler tercihi ile başlamaları ve Tyus’ı dışarda bırakmaları aslında onlar açısından riskli ve getiri&götürüleri olan bir karardı. Son maçlarda Birkan ve Cedi’nin yükselen şut yüzdelerine rağmen bunu yeterli görmeyen Ahmet Çakı rotasyona, Diebler ile bir ceza şutörü daha eklemeyi tercih etmiş, ve özellikle pota altında Tyus’ın yarattığı sertlikten fedakarlık etmişti. Bu yaparken, Dunston’ın son maçlarda yükselen form grafiğine güvenip, Ahmet Düverioğlu ile 5-10 dk , Saric-Brown ikilisi ile de bir 5-10 dk alıp pota altı rotasyonunu oluşturmayı düşünmüş, ancak Dunston’ın kolay faul alma problemini, Ahmet’in fazla tecrübesiz kalışını, Saric-Brown ikilisinin sezon boyunca yaratamadığı verimsizliği atlamıştı.

Bir tercih farkı da Doğuş’un Dixon üzerinde yarattığı baskıyı Bogdan üzerine kaydırmış ve Dixon’ı Heurtel ile savunma kararı vermesiydi. Maça çok iyi başlayan Efes, Doğuş ve Heurtel’in potaya gidişleri ile kolay turnikeler buluyor, Fenerbahçe ise Vesely&Udoh ikilisine rağmen onların kolay turnikelerine engel olamıyordu. 2-9 başlayan serinin ardından Obradovic bir mola aldı. Bu mola ile birlikte maçın kaderini etkileyen bir başka olay daha gerçekleşti. Vesely’nin yaptığı bir faulün ardından yere düşen Heurtel, çok gereksiz bir hamle ile , sakatlama seviyesine kadar çıkacak bir tekme ile Vesely’i yere düşürdü. Büyük bir hışımla yerden kalkan Vesely , Heurtel’in üzerine yürüdü ve saha bir anda karıştı. O ana kadar yine sakin sakin maç izleyen Fenerbahçe taraftarı birden kendine geldi.

Bakın bu Ülker Arena seyircisi çok konu oluyor. Çok defa da yazdım, bir kez daha altını çizmekte fayda var. Evet bu seyirci oturuyor. Evet bu seyirci maç boyunca şarkı türkü söylemiyor. Evet bu seyirci özellikle takımın oyunundan ve çıkan olaylardan ivmeleniyor. Ancak bir şekilde ivmelendiği zaman belki de dünyanın en etkili seyircisi haline geliyor. Bu olayın ardından öyle bir enerji patlaması yaşandı ki, takım da seyirci ile birlikte coştukça coştu. Bu ikili artık tavuk-yumurta ilişkisine döndü. Genelde ateşleyen iyi bir savunma, güzel bir blok veya yere atlayan bir oyuncu ile takım olmasına rağmen, hakem veya rakip oyuncu yüzünden hareketlenen seyirciyi yakaladığı zaman takım da coşuyor. Ama kabul etmek lazım çoğu zaman seyirciyi ateşleyen takım oluyor.

Bu olayın ardından bir daha arkasına bakmadı Fenerbahçe. Her geçen saniye daha iyi basketbol , daha fazla mücadele, daha iyi hücum etmeye başladı. Efes’te, Doğuş’un ilk yarıda bulduğu 15 sayı haricinde oyunun içine girebilen tek oyuncu Saric idi. İlk çeyreğin son üç dakikasına kadar oyunda kalan Heurtel&Doğuş ikilisi yerini Diebler&Granger ikilisine bırakmıştı. Fakat o sıralarda coşan Fenerbahçe karşısında sorunun bu rotasyon olduğunu düşünen Ahmet Çakı sadece 3 dakika sonra Doğuş&Heurtel ikilisine geri döndü ama artık Fenerbahçe yokuş aşağı vitesi boşa almıştı bir kere.

Maçın ikinci yarısında bir hamle yaparlar belki diye bekliyordum Efes için. Ancak bırakın hamle yapmayı Fenerbahçe daha beter vurmaya başladı. İlk yarıda 1-9 üçlük atabilen Efes potasında 50 sayı görmüş olmasına ikinci yarıda da hiç engel olamıyor, o bekledikleri sertliği bir türlü uygulayamıyorlardı.

Biraz da Fenerbahçe açısından oyuna bakalım. Dixon sanırım bu sene oynadığı basketbol ile tüm taraftarların gönlünü fethetti diğer birçok arkadaşı gibi. Bu maçta da yine harika bir performans ortaya koydu. Attığı 21 sayıya veya verdiği 4 asiste bakarak söylemiyorum bunu. Öyle yerlerde öyle şutları soktu ki, rakibin direncini kırmada en önemli oyunculardan biri oldu. Diğer pg Kostas da, son zamanlarda biraz geri düşen performansını bu maçta unutturdu. Yine harika asistleri ile takımı organize etmede çok iyiydi. Potaya çok bakmamakla beraber 6 asist yaptı Kostas. Bunların neredeyse tamamı göze hoş gelen aynı zamanda görsel olarak da çok iyi asistlerdi. Bir p&r sonrası Udoh’a verdiği bir pas vardı ki, dönüp arkadaşlarıma “bu pası tamamen görmeden verdi” dedim. Çok zor bir o kadar da estetik bir pastı. Herkes bu devrilen oyuncuya pası vermenin çok kolay bir şey olduğunu sanar. Aslında hiç de öyle değil ve gerçekten özel yetenek gerektiriyor. Bu da Kostas da fazlasıyla var.

Bogdan inişli çıkışlı grafiğinde dün akşam  , özellikle ikinci yarıda herkesi tatmin eden basketboluna geri döndü. 13 sayısının yanında 7 asisti var ve takımın 3. Point guard’ı gibi oynadı, enerji kırıcı anlarda üçlükleri  soktu. Benim sanırım ona ayrı bir sevgim var, o iyi olduğu zaman aşırı keyif alıyorum.

Bahsettiğim üç oyuncuya rağmen maçın kahramanı bana göre kesinlikle Datome idi. Çok kritik ribaundlar ve çok zor şutlar ile maça damga vurdu. Vesely’nin faul problemi yaşamasıyla bazen 4 numaraya kayıp burada da özellikle Saric’in karşısında ve yardım savunmalarında çok başarılıydı.

Buna rağmen bu sene belki de bu takım içinde en zor şey bir kahraman seçmek. Sezon içinde belki Vesely, Bogdan, Udoh, Dixon ve Datome dönem dönem öne çıktılar. Daha sonra onlara Antic, Sloukas ve Kalinic de eklendi. Hatta bu play off serisinde özellikle Bogdan’ın düşüş yaşadığı dönemlerde Melih bile devreye girip takımına büyük katkı yaptı.

Verim alamadığımız tek isim olarak Hickman söylenebilir ancak o da uzun süren bir sakatlıktan çıkmış olması nedeniyle bunu maruz görmemiz gerekir.

Daha bu seri bitmedi, henüz skor 3-1. Ancak bu 4 maçı izleyen herkes serinin bittiğini düşünmekte gayet haklı. Efes bizim basketbol seviyemize çıkamıyor ve geri kalan maçlarda bizi 3 kere arka arkaya yenme ihtimalleri yok. Belki Cumartesi günü oynanacak 5.maçta son bir çırpınma ile bizi orada yenebilirler ancak seri 6.maç için tekrar Ülker Arena’ya geldiğinde şampiyonluk kupası önce kaptan Melih’in ardından da Obradovic’in ellerinde yükselecek. Obradovic geldiğinden beri böyle bir şampiyonluk sevinci yaşayamadı. İlk sene GS’ın çekilmesiyle tatsız bir şampiyonluk, ardından geçen sene Karşıyaka’ya elenmemiz , EL de kaçan şampiyonluk derken, aldığımız Türkiye Kupası ve Cumhurbaşkanlığı kupası olmasına rağmen onların değeri Lig şampiyonluğu kadar tatmin edici olmaması , bu eksikliği hissetmemize neden oldu. EL kupasının onun elinde yükselmesini tabi ki çok isterdik, çok da yaklaşmıştık ama olmadı , telafisi bu seneki lig şampiyonluğu olacak. Dün akşam maç sonunda soyunma odasına giderken parmağıyla 1 işareti yaparak, sadece bir maç kaldığını ve bu şampiyonluğu çok istediğini gösteriyordu. Bizim de kupayı onun elinde gördüğümüz zaman hislerimiz farklı olmayacaktır.

Bir taraftan bu serinin Abdi İpekçi’de bitmesini isterken diğer taraftan kendi seyircimiz önünde kupanın kaldırılmasını da istiyorum. Ama biliyorum ki Obradovic bu tarz hesaplara girmez ve en iyisini o bilir. Nerede olursa olsun bu şampiyonluk bu takımın hakkıdır.

Ayrıca Göz Atabilirsiniz

1 Yorum
  1. ADE 2 sene önce
    Yanıtla

    Dogus o blogu nasil yapti ya 🙂

Yorum Yap

Your email address will not be published.