İz Bırakanlar 15 – İbrahim Kutluay

by

Yetenek, Azim, Hırs, Çalışma

 

1987-88 ders yılı. Ortadoğu Lisesi’nde lise son sınıftayım. Beden dersindeyiz. Futbol oynamaya gitmeyen birkaç arkadaş basketbol sahasında tek pota oynuyoruz. Diğer potada ise orta sonlardan yine birkaç çocuk tek pota yapıyorlar. Oradan uzun, ince, dal gibi bir çocuk dikkatimi çekiyor. Belli ki okul dışında bir basketbol eğitimi almış birisi. Sonraki haftalar bazen beraber de oynuyoruz. Ama ismini bile öğrenemeden okul bitiyor, mezun oluyorum. Fakülte yılları başlıyor. Abdi İpekçi açılmış ama Spor Sergi halen duruyor. Fenerbahçe basketbol takımı Abdi İpekçi’ye gitmemek için direniyor ve hala Spor Sergi’de oynuyor. Çetin Yılmazlı, Larryli, Hüsnülü, Leventli zamanlar. Spor Sergi’de bir maçtayım. Takım sahaya çıkıyor. Birden en arkadaki çocuğa gözüm takılıyor, hemen tanıyorum, evet bu o orta sondaki çocuk. Daha sonra bu çocuğun büyük bir yıldız olacağını tahmin etmeye imkan bile yok tabii. Şimdilik sadece aynı okulda okuduğum bir oyuncunun Fenerbahçe’de bençin son sırasında olsa bile takıma girebilmesine seviniyorum.

Genç İbrahim bu şekilde yavaş yavaş takıma girmeye başlıyor. Oyunun koptuğu zamanlarda süre aldığını gözlemliyorum. 1991-92 sezonunda bir önceki sezonun şampiyonu Fenerbahçe yarı finalde beklenmedik şekilde henüz birkaç hafta önce göreve gelen Aydın Örs’ün yönettiği Efes Pilsen’e eleniyor. Bunun getirdiği hayal kırıklığı sonucu Larry Richard, Levent Topsakal, Ferhat Oktay, Can Sonat gibi önemli oyuncular takımdan ayrılıyor. Buna karşın yıldız oyuncu Orhun Ene takıma katılıyor. Bugün pek kimsenin adlarını hatırlamadığı Sam Williams ve Kevin Holland adlı Amerikalı oyuncular da yeni transferler arasında. Ancak takımda önceki iki sezonun havasından eser yok, Efes Pilsen ile ara hızla açılıyor.

Yine o sezondan kalma bir anı. Spor Sergi yıkılmış ama takım hala Abdi İpekçi için direniyor. Tarih 15 Şubat 1993. Caferağa Spor Salonu’ndayız. Yıldırımspor ile oynuyoruz. Hüsnü yok ama yine de rahat yenmemiz gerek. Öyle olmuyor, Yıldırımspor Bazarevitch’in müthiş oyunuyla direndikçe direniyor ve nihayetinde son saniye basketi ile galip geliyor. Fenerbahçe’nin kötü oyunu moralimi bozuyor ama Hüsnü’nün yerine süre alan İbrahim’in iyi oyunu, dahası yenilgiyi kabul etmeyip bunu hırsına yansıtması üzüntümü hafifletiyor. İçimden bu genç adam herhalde bugün 15-20 sayı arası atmıştır diyorum. Ertesi gün gazeteyi açtığımda isminin yanında 33 sayısını görünce inanamıyorum. Demek maçın atmosferinde fark etmemişim. Bu çocuğun sıra dışı bir basketbolcu olacağını ilk o zaman fark ediyorum.

İbrahim’in kariyerine buradan devam edeceğiz ama şimdilik anılardan sıyrılıp buraya kadar olan kısma bir daha göz atalım. İbrahim Kutluay 7 Aralık 1973’de İstanbul’da doğdu. Babası Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Divan Kurulu üyesiydi ve oğlunu küçük yaştan itibaren maçlara götürmeye başladı. Dolayısıyla İbrahim’e Fenerbahçe ve futbol aşkı çok erken yaşta nüfuz etti. Birçok çocuk gibi Fenerbahçe’de futbol oynamak için yanıp tutuşan İbrahim kulübe gidince uzun boyu sebebi ile kulübün basketbol okuluna yönlendirildi ve böylece altyapıya adım atmış oldu. Basketbola başlar başlamaz ısınan ve daha altyapıdayken bile çalışmasıyla dikkat çeken İbrahim kendini birden yıldız takımla oynayıp genç takımla antrenman yaparken buldu. O sırada yıldız milli takım oyuncularını bünyesinde toplayan Çavuşoğlu Lisesi’nin de dikkatini çekti. Bir lise transferi yaptı ve Çavuşoğlu Lisesi’nin 1991 yılında İzmir’de dünya şampiyonu olan kadrosunda yer aldı.

Şimdi tekrar 1992-93 sezonuna geri dönelim. Fenerbahçe bütün olumsuzluklara rağmen normal sezonu Efes Pilsen’in ardında 2. bitirdi. Play-off finaline de yükseldi ama mali problemler ile dolu sezon sonunda Efes Pilsen tarafından 0-4 süpürüldü. İbrahim ufak ufak ciddi katkılar yapmaya başlamış, altyapıdan nihayet böyle bir oyuncunun yetişmesi camiayı sevince boğmuştu.

1993-94 sezonunda 1907 derneği duruma el koydu ve Fenerbahçelilerin Dream-Team olarak hatırladıkları kadro kuruldu. Hüsnü Çakırgil kadroda tutulmuş, Levent Topsakal geri dönmüş, Harun Erdenay ve Ömer Büyükaycan transfer edilmiş, çok önemli iki Amerikalı oyuncu –Kenny Miller ve Conrad Mc Rae – takıma kazandırılmıştı. Büyük beklentilerle sezona başlandı. Yeni sezonda dakikalarının artması beklenen İbrahim, zengin kadro içerisinde önceki sezonki süresini bile bulamıyordu. Buna rağmen kadroda yer almayı ve çalışmayı inatla sürdürdü. Unutulmaz Panionios maçı gibi başarılara karşın sezon hayal kırıklığı ile kapandı. Takım normal sezonu PTT ve Efes Pilsen’in ardından 3. bitirirken play-off yarı finalinde yine Efes Pilsen tarafından 1-3 ile elendi.

1994-95 sezonu ise İbrahim için bir dönüm noktası oldu. Rüya takım dağılmıştı. Yeni gelen oyuncular arasında Hakan Yörükoğlu dışında hemen katkı verecek bir isim gözükmüyordu. Ama ligimizi iyi tanıyan Mitch Smith ile sezon ortasında gelen Kevin Rankin yararlı oyunculardı. Takımın başına Murat Didin getirildi. Murat Didin o yıllarda genç oyunculara sorumluluk vermesiyle tanınan bir çalıştırıcıydı. Hüsnü Çakırgil, Hakan Yörükoğlu, Tunç Girgin, Haluk Yıldırım, Murat Evliyaoğlu gibi isimler ilk kez onun koçluğu altında parlamışlardı. Didin Fenerbahçe’nin başına gelince elinin altındaki hazineyi anında fark etti ve derhal İbrahim’e sorumluluk yükledi. Herkesin “ne olacak bu takım acaba?” diye birbirine sorduğu bir zamanda Fenerbahçe beklenmedik bir çıkış yakaladı. Bunda en büyük pay İbo’nundu. O artık Hüsnü Çakırgil gibi bir skorer ile beraber oynamasına rağmen takımının birinci skor opsiyonuydu ve henüz 21 yaşındaydı. İbrahim çok çalışmanın semeresini savunmada da aldı. Takımının birinci skor opsiyonu olan adam aynı zamanda savunmada rakip takımın en skorer ismi ile eşleşiyor ve hiçbir zaman geri adım atmıyordu. Buna rağmen takım tecrübesizliğinden normal sezonu 5. bitirdi. O dönemin statüsü gereği play-off ilk turunu 5 ile 12. sıra arasındaki takımlar oynuyordu. Fenerbahçe orada eşleştiği Oyak Renault’yu rahat geçti ve çeyrek finalde normal sezonu 4. bitiren PTT’nin karşısına çıktı. Ligi üstünde bitiren rakibini 2 maçta da yenen Fenerbahçe yarı finalde Efes Pilsen ile eşleşti. Buraya kadar herkes memnundu ama kimse Fenerbahçe’ye şans vermiyordu. Rakip son üç sezonun şampiyonu, önceki sezon Avrupa kupasında final oynamış ve normal sezonda her iki maçta da Fenerbahçe’yi yenen Efes Pilsen’di. Bu şartlar altında başlayan yarı final serisinin ilk maçını kazanan (o zamanki statü sonucu, ligdeki iki maçı da kazanan takım seriye 1-0 başlıyordu) Efes 2-0 öne geçince herkes sezonun bittiğini düşündü. Ancak İbo ve arkadaşları bundan o kadar emin değildi. Müthiş bir direnç gösterdiler ve Efes’i arka arkaya 3 maçta yenerek bir mucizeye imza attılar. İbrahim’in son maçta attığı 26 sayı ise tura damgayı vurdu. Finalde Ülkerspor ile karşılaşıldı. Ülkerspor büyük bir yatırım yapmış ve Orhun Ene, Harun Erdenay, Serdar Apaydın, Pete Williams ve Michael Reddick gibi oyuncuları bünyesinde toplamıştı. Bu sefer tecrübe kazandı ve Fenerbahçe seriyi 2-4 kaybetti.

Sonraki üç sezonu ise topluca anlatmakta fayda var. Fenerbahçe Kulübü İbrahim’in yanına müthiş iki Amerikalı oyuncu transfer etti: Dallas Comegys ve Henry Turner. Sezon ortası ayrılan Murat Didin’in yerine de İbrahim’in altyapıdaki hocası Murat Özgül geldi. İbrahim, Turner ve Comegys müthiş bir üçlü oldular ve ligi domine etmeye başladılar. Bu dönemde İbrahim hem hücumunu hem de savunmasını daha geliştirdi ancak basketbol 3 kişi ile oynanmıyordu ve her defasında finale çıkamadan yarı finalde takıldılar. Bu dönemde ilginç bir mücadele Koraç Kupası’nda Efes Pilsen ile oldu.

1995-96 sezonunda gruplardan çıkan iki Türk takımı çeyrek finalde eşleşti. İlk maçı Efes Pilsen 95-68 kazandığı zaman herkes ikinci maçın formalite olacağını düşünüyordu. Ancak öyle olmadı. İkinci maçta İbrahim savunmada Efes’in yıldızı Naumoski’yi adeta kelepçeleyince Fenerbahçe birden fırladı ve fark 20 sayılara kadar çıktı. Maçın sonunda son bir hamle yapan Efes 56-74 yenilmesine rağmen can havliyle turu kurtardı ve bilindiği gibi işin sonunda kupayı kaldırmayı başardı.

İbrahim – Turner – Comegys üçlüsünün son sezonu olan 1997-98 sezonunda yönetim bir hamle yaparak Levent Topsakal ve Serdar Apaydın ile kadroya takviye yaptı. Artık 3 kişilik bir ekipten fazlası vardı takımda. Yarı finalde Ülkerspor ile eşleştiler ancak 2-1 öne geçmelerine karşın 2-3 yenilerek bir kez daha yarı finali geçemediler. Son maçta İbrahim’in insanüstü performansı ile attığı 38 sayı yetmedi.

Bu yapının sonu gelmişti. Üç silahşörler dağıldı. Comegys ve Turner ile yollar ayrıldı. 1998-99 sezonunda Fenerbahçe kesenin ağzını bir kez daha açtı ve taraftarlarının Dream-Team 2 diye adlandırdıkları takım kuruldu. İbrahim, Levent ve Serdar takımda kalmış, genç oyuncular Zaza ve Mustafa Abi tecrübe kazanmış, dahası Mahmoud Abdul-Rauf, Zan Tabak, Marko Milic ve Tamer Oyguç gibi yıldızlar transfer edilmiş, Conrad McRae bir süperstar olarak takıma geri dönmüştü. İbrahim’in rolü ilk Dream Team’den farklıydı. O artık Rüya Takımı rüya yapan ana parçalardan biriydi.

Sezon müthiş bir maçla başladı. Fenerbahçe Euroleague’de o sezon Avrupa şampiyonu olacak Zalgiris Kaunas’ı ezerek 99-84 yendi. İbrahim 33 sayıyla sahanın yıldızıydı. Ancak sezon böyle istendiği gibi devam etmedi. Koç değişikliği ve bunun getirdiği sorunlar, bazı yıldızların ayrılması hesapları bozdu. Buna rağmen takım grupta 2.sırada yer aldı ve Top 16’ya yükselerek Real Madrid ile eşleşti. İki maç kazananın tur atlayacağı serinin ilk maçı İstanbul’daydı ve devrede Fenerbahçe 31-41 gerideydi. İbrahim de takımının kötü oyununa ayak uydurmuş ve sadece 2 sayı bulabilmişti. İşte o yenilgiyi kabul etmeyen hırsı bir kez daha kendini gösterdi ve Real Madrid gibi bir takıma ikinci devre tam 32 sayı attı. Bu İbrahim’in kariyerindeki en muhteşem maçlardan biriydi. Ancak kazanmaya yetmedi. Rövanşta da yenilen Fenerbahçe kupaya veda etti. Ligde de normal sezonu dördüncü bitirdikten sonra bir kez daha yarı finalde bu sefer kadrosunda David Rivers ve Rashard Griffith gibi iki yıldız barındıran Tofaş’a elendiler. İbrahim yine muhteşem bir sezon geçirmişti. Euroleague’in 21,4 ortalamayla en skorer oyuncusu oldu ancak takım olarak yine elle tutulur bir başarı gelmemişti.

Başarısızlık sonucu kulübün yatırımı kesmesi belli olunca İbrahim çok sevdiği ve taraftarı olduğu kulübünden ayrıldı ve 1999-2000 sezonunda Efes Pilsen’e transfer oldu. Artık Avrupa’da kendini kanıtladığından bu transfer çok ses getirdi. Euroleague’de Efes Pilsen her iki eleme grubunu da ilk sırada tamamladı. Top 16’da Alba Berlin’i 2-0, çeyrek finalde de Asvel’i 2-1 geçerek şeytanın bacağını kırdı ve Final Four’a yükseldi. Yarı finalde tutunamayarak o turnuvanın şampiyonu Panathinaikos’a yenildiler ancak üçüncülük maçında Barcelona’yı geçmeyi bildiler. Türkiye liginde finale çıkan Efes, Tofaş karşısında tutunamayarak şampiyonluğa ulaşamadı. İbrahim Türkiye liginin sayı kralı olmuş, Avrupa’da da 15,4 sayı ortalaması ile sezonu bitirmişti.

O yıllar Yunanistan ligi Avrupa’nın en zor liglerinden biriydi. Olympiacos ve Panathinaikos dışında AEK, Aris, Panionios, Peristeri gibi takımlar büyük yatırımlar yapıyor, önemli kadrolar kuruyordu. Gözlerin çevrildiği İbo AEK takımından aldığı transfer teklifini değerlendirerek 2000-01 sezonunda Yunanistan’a transfer oldu. Bu sefer büyük koç Dusan Ivkovic’in öğrencisiydi artık. İbo AEK takımında başarılı bir sezon geçirdi. Euroleague’de 15,7 sayı ortalaması yakaladı. O sezon organizasyon Euroleague ve Suproleague olarak ikiye ayrılmıştı ve F4 sistemi Euroleague’de kaldırılmıştı. Gruptan 2. çıkan AEK önce Zalgiris’i 2-0, ardından çeyrek finalde güçlü Benetton’ı 2-1 yenmiş ancak yarı finalde Tau Ceramica karşısında tutunamamıştı. Yunanistan Liginde de takım Panathinaikos karşısında Obradovic ve öğrencilerine yarı finalde teslim oldu. Ancak Yunanistan Kupası’nda başarı geldi. 29 Nisan 2001 tarihinde oynanan kupa finalinde AEK Panathinaikos’u 66-64 yendi ve kupanın sahibi oldu. İbrahim 22 sayıyla takımının en skorer ismiydi ve maç sonunda kupanın MVP’si seçildi. Bir kez daha gözler üzerindeydi.

Her sezon çıtayı yükselten İbo bu sefer daha yüksek bütçeli bir takıma, Panathinaikos’a transfer oldu. Artık bir başka büyük koç Obradovic’in öğrencisiydi. 2 sezonu burada geçiren İbrahim için başarılar arka arkaya geldi. 2 kez lig, 1 kez de kupa şampiyonu oldular. 2002’nin Yunanistan ligi All-Star maçında İbo MVP seçildi. Aynı organizasyonun 3 sayı yarışmasını da kazandı. İlk sezonunda ise Euroleague şampiyonluğunu tattı. Yarı finalde Maccabi’yi geçen Pana finalde Messina’nın Kinder Bologna’sı karşısına çıktı. Kadrosunda Ginobili, Rigaudeau, Rashard Griffith, Marco Jaric, David Andersen gibi oyuncuları barındıran Bologna Pana’ya boğun eğdi. İbrahim kariyer maçlarından birini oynarken 22 sayı ile takımının en skorer ismiydi.

İbrahim Atina’da başarılarla dolu 3 yıl geçirdikten sonra tekrar İstanbul’a döndü. Bu sefer takımı farklıydı. Artık Ülkerspor’un oyuncusuydu ve 2003-04 sezonunu burada geçirdi. Euroleague’de Top 16’yı gördükleri bu sezonda, Türkiye liginde normal sezonu 2. bitirip play-off finalinde Efes Pilsen’e 2-4 yenilerek şampiyonluğu kaybettiler. Ancak Türkiye kupası finalinde İbrahim’in 17 sayısıyla Efes Pilsen karşısında kupaya uzanmayı bildiler.

2004-05 sezonunda ise İbrahim çok az oyuncunun gerçekleştirdiği bir iş yaptı ve 30’lu yaşlarına girmişken NBA deneyimi yaşamayı başardı. O sezon Seattle Supersonics kadrosunda yer bularak azim ve çalışmanın bir oyuncuyu nerelere kadar getirebileceğini ispatladı. Kadroda Ray Allen ve Rashard Lewis gibi müthiş şutör oyuncular vardı. Bu sebeple fazla dakika alamadı ve sezon ortasında tekrar Avrupa’ya, eski takımı Panathinaikos’a geri döndü. Yine başarı dolu bir sezon oldu. Yunanistan lig ve kupa şampiyonluğu ve bir kez daha Final Four. Ancak Panathinaikos yarı finalde Maccabi’ye yenilip üçüncülük maçında CSKA karşısında galip geldi ve Euroleague’i 3. olarak kapadı. Başarılı bir F4 geçiren İbrahim Maccabi’ye 17, CSKA’ya karşı da 19 sayı kaydetti.

Artık 30’lu yaşlarda ilerleyen yıldız oyuncu 2005-06 sezonunda tekrar Türkiye’ye, Ülkerspor’a geri döndü. Euroleague’de Top 16’dan ileriye geçememesine karşın takım Türkiye liginde çok başarılı oldu ve sezonu normal sezon birincisi, kupa ve lig şampiyonu olarak tamamladı. Özellikle play-off finalinde Ülkerspor Efes Pilsen’i 4-0 süpürürken İbrahim’in hem savunmada hem de hücumda gösterdiği mükemmel performans onu 33 yaşında finaller MVP’si yaptı.

Ertesi sezonda bilinen Fenerbahçe – Ülkerspor birleşmesi oldu ve Aydın Örs’ün idaresi altında İbrahim yuvasına geri döndü. Yaşlı ve genç yıldızların harika bir kombinasyonu olan bu kadroda İbrahim bir kez daha lig şampiyonluğu yaşadı. Sonraki sezonda anlaşılmaz bir şekilde Aydın Örs’ün yerine getirilen Tanjevic ile sezona başlayan İbrahim, haftalar ilerledikçe hem koç hem de yönetim bazında problemler yaşadı. Hatta bu satırların yazarına göre kendisine büyük haksızlık ve vefasızlık yapıldı. Bu şekilde yuvadan kopmak zorunda kalan İbo sezonun kalan kısmını askerlik durumuyla da ilgili olarak yurtdışında Paok’da geçirdi. Ertesi sezon bir süre İ.T.Ü. kadrosunda yer alıp aktif sporculuk yaşamına noktayı koydu.

Bu yazıda İbrahim Kutluay’ın kulüp kariyerini baz aldık. Elbette basketbol milli takımımız için de çok önemli bir parçaydı. Milli takımın ilk büyük başarısı olan 2001 Avrupa Şampiyonası’ndaki ikinciliğe yaptığı katkılar büyük olmuştur. Özellikle Gasol, Navarro, Reyes, Garbajosa gibi oyuncuların olduğu İspanya’ya karşı alınan galibiyete yaptığı 35 sayılık katkı unutulmaz. Turnuvayı 21,7 sayı ortalaması ile bitirdi. Maç başına 37,3 dakika ile şampiyonada en çok sahada kalan oyuncuydu.

İbrahim Kutluay elbette yetenekli bir basketbolcuydu. Ancak doğal ve süper bir basketbol yeteneği olduğundan söz edilemez. Onu bu noktalara getiren azmi, hırsı, amatör ruhu ve en önemlisi çalışkanlığıydı. Fenerbahçe’nin emektar malzemecisi Erkan’ın bir televizyon röportajında söylediği gibi bireysel idman yapmak için gece 11:00’de salonu açtıran adamdı. İlk defa Türk basketbol seyircisine bir yerli oyuncunun oyunun her iki tarafında hem hücumda hem savunmada yıldız olunabileceğini gösteren oyuncuydu. Unutulmazdı..

 

Hakan ÜNSEVEN’in kaleminden…

Ayrıca Göz Atabilirsiniz

Yorum Yap

Your email address will not be published.