İlk Maçın Ardından İkinci Maçın Öncesinde

by

Ahmet Çakı’dan sonra işin savunma kısmında takımın daha istekli olduğu oynamış oldukları 8 maçta görülmüştü. Maça başladıkları 5’te Doğuş’un yer alması ve çıkarken de yerini Birkan’a bırakması Ahmet Çakı’nın savunmayı bir an bile düşürmek istemediğini gösteriyordu. Sadece Doğuş ve Birkan bazında bakmamak lazım, Heurtel bile elinde geldiğince rakibinin karşısında durmaya çalışıyor bir yere kadar da beceriyordu. Biz geçen sene Goudelock’un savunma zaafiyetini örtmek için bütün bir sene uğraşmıştık. Bütün takım ona destek veriyordu ve ancak sezon sonuna doğru artık Goudelock da biraz olsun kıpırdamalar başlamıştı. Heurtel’in de  takımda gedik yaratan savunma sorunu aslında dakikalar ilerledikçe kendini gösteriyordu. Bütün Efes’li oyuncula rakiplerinin içine girecek kadar yakın savunma yapıyor, çoğu zaman ikili sıkıştırmalara geliyor, bırakın pozisyon bulmayı, pas vermeyi zorlaştırıyorlardı. Burada sırıtan tek şey yine Heurtel’in ilk hamleden sonra pes edip, geçen oyuncuyu izliyor olması. Dixon maç boyunca bir Doğuş, bir Birkan , bir Granger savunmasını aşmaya çalışırken, biz Heurtel savunmasını da Dixon’a veriyor ve onun hücumda yorulması yetmiyormuş gibi savunmada da en hareketli adamı kovalamasını bekliyorduk. Heurtel ise daha çok Bogdan’ı alıyor ve onun son zamanlardaki isteksiz basketbolunun tekrarlıyor olması nedeniyle idare ediyordu. Ne zaman ki Bogdan biraz oynamak istedi, ilk adımda Heurtel’i basıp geçti işte o zaman savunma zaafları iyice ortaya çıktı.

Bu yazdıklarımdan onların harika bir savunma yaptığı sonucu çıkartılmasın lütfen. Sadece istekli savunma yaptıklarını söylüyorum. Bazı oyuncuların yardım savunmasını da iyi yapıyor olması takım savunmasına katkı verse de, genel olarak baktığınız da tüm takımın birebir savunmadaki becerisi yardım savunmasında yoktu. Bu da zaman geçtikçe bizim hücumlarımızın verimliliğini daha da arttırdı. Özellikle ikinci yarıda iyice ortaya çıkan bu durum skora da fazlasıyla yansıdı. İlk yarıda 35 sayı atan Fenerbahçe ikinci yarıda 52 sayı gönderdi Efes potasına.

Efes hücumları ise yine Heurtel merkezli olmaya devam etti. Maçın bir bölümünde Granger sorumluluk alıp şutları soksa da maçın genelinde Efes hücumlarını Heurtel belirledi. Ancak Heurtel hem Fenerbahçe savunmasının ikili oyunlardaki switch’leri çok iyi yapıyor olması nedeniyle pas açılarını doğru bulamamasından, hem de biraz daha atmaya yönelik oynamasından sadece 3 asisste kaldı. Takım olarak genelde 20 asistlere çıkan Efes bu maçta sadece 9 asist yapabildi. Bu kadar birebir oynamış olmaları onların çok daha fazla zorlama şut kullanmalarına neden oldu. Özellikle üç sayılık atışlarda sadece %25 de kaldılar ki bu alanda da genelde %40 ları bulabilen bir takım Efes.

Peki nasıl oldu da 85 sayı atabildiler? Üç rakam vererek bunu açıklayabilirim.

  1. % 92,3 ile kullandıkları serbest atışlardan tam 24 sayı buldular
  2. Fenerbahçe’nin 19 top kaybı gibi ,ki çoğu da basit top kaybı, çok sayıda top kaybı yapmasını değerlendirdiler
  3. Tam 13 hücum ribaundu yaptılar.

Fenerbahçe de çokça çizgiye gelip %83,7 ile 31 sayı buldu ama iki takım arasındaki fark buradaki 7 sayılık fark değildi. Biz sadece 44 şutu potaya atabilmişken onlar tam 64 şut attılar ve buna rağmen maçı kaybettiler. Daha önce söylediğim gibi bu şutların iyi paslar sonrasında oluşmuş boş şutlar yerine daha çok zorlama şutlar olması onların yüzdesinin çok aşağıda kalmasına neden oldu.

Bizim 8 onların 10 kişilik rotasyonuna rağmen onlar çok daha fazla faul problemine girdiler. Yukarıda bahsettiğim gibi baskılı savunma yapmak için rakibinin neredeyse içine girecek kadar yakın olmaları fazlasıyla faul yapmalarına neden oldu. 37 dakika ile sahanın en çok süre olan oyuncusu olan Udoh sadece 2 faul alarak maçı tamamladı. Bizde faul problemi yaşayan tek oyuncu Bogdan’dı ki ona zaten ayrı bir paragraf açmak lazım.

Gene isteksiz, gene bildiğimiz oyunundan uzak başladı Bogdan maça. Sadece bir ara 3.faulunu aldıktan sonra oynamaya başladı. Bildiğimiz Bogdan topu pozisyonu bekleyen bir oyuncu değildir. Gider topu alır, oyunu kurar, pozisyonu hazırlar ya kullanır ya asisti yapar. Ama yok, bir şeyler var Bogdan’da. Umarım sadece yorgunluk ve formsuzluktur. 14 dakika sahada kalması, 0 üçlük deneme ve sadece 3 iki sayılık denemeyle oynamış olması bizim bildiğimiz Bogdan’ın sahada olmadığının istatistiki açıklaması. Daha önceleri de yazdım, onun takıma katkısı kadar onu izliyor olmak da bizim için büyük keyif. Onun bu hali birçok Fenerbahçe’liyi fazlasıyla üzüyor.

Maç ile ilgili son bir konu da taraftar. Maçta değildim, deplasman maçlarına da gitmeyi hiç istemiyorum özellikle Abdi İpekçi’ye. Bu maçta taraftarın çok etkili olduğunu söyleyen çok insan var. Bağırdıkları ve destek verdikleri doğru. Ancak daha maçın 2.dakikasında ilk anonsu yedik. Ortalıkta hiçbir şey yokken hem de. Sonrasında yine anons gerektirecek bir kaç küfürlü tezahürat daha oldu. Takıma destek veriyor olmaları onlara küfür etme hakkını vermiyor. Genelleme yapmayayım, o salondaki tüm taraftarlardan bahsetmiyorum, belirli bir kesimden bahsediyorum. Bu kesim hala bağırmak ile destek olma arasındaki farkı anlayabilmiş değil. Sanıyorlar ki Ülker Arena’da yerinde oturup, ağzından tükürükler çıkmadan bağıran kesim taraftar değil, kendileri taraftar. Bunu aslında basketbol futbol diye ayırmak doğru değil. Ama bizim ülkemizde taraftar olmanın hiç susmadan bağırmak olduğunu sanan çok insan var. Sadece aaaaa, ooooo diyerek takımınıza büyük bir katkı yapabilirsiniz. Hem futbolda hem basketbolda. Futbola çok girmek istemiyorum ama basketbolda bu şekilde bağırmak, ıslıklamak, arada sırada tezahürat yapmak takımımıza çok da iyi geliyor. Geliyor ki tam 1,5 senedir kendi sahamızda EL maçı vermedik. Taraftarlıkla ilgili son yorumumu da yapayım. Taraftarın geldiği yerde sahada olan bir takım var. Onlar taraftardan destek bekliyor. Eğer yönetim ile ve başkan ile ilgili bir protesto yapılacaksa bu maç önü veya maç sırası olmamalı. O oyuncuların o takımın günahı ne. Neden onların konsantrasyonunu bozuyorsunuz. Eğer kendinizi iyi ve işe yarayan bir taraftar olarak algılıyorsanız sadece takıma destek olmalısınız, yönetime veya başkana küfür ederek bunu yapamazsınız.

Bu akşam serinin ikinci maçı oynanacak. İlk maçtan bizim de çıkarmamız gereken dersler var. 19 top kaybı ve 13 hücum ribaundu üzerinde düşünülmesi gereken rakamlar. İki pg ile oynadığımız anlarda bile yarı sahayı geçmekte zorlanıyorsak buna bir çözüm bulmak şart.

Bu maçı almak Ülker Arena’da işi bitirmek ve kendi seyircimiz önünde kupayı almak anlamına geliyor. Bu takımın ve özellikle Obradovic’in bu sevinci kendi seyircisi önünde yaşamasını çok istiyorum. Umarım ilk maçta olduğu gibi basketbolun öne çıktığı, keyifli ve sonunda Fenerbahçe’nin kazandığı bir maç olur.

Ayrıca Göz Atabilirsiniz

1 Yorum
  1. DocRush 2 sene önce
    Yanıtla

    İlk maç kapsamında Abdi İpekçi’de tribündeydik oğlumla birlikte.
    Anonslar çok erken geldi, doğrudur; ancak, sebepsiz değildi. Ses bombası ve meşale destekli faaliyetlerin hemen sonrasında söz konusu anonslar duyuldu peşpeşe, maalesef. Neyse ki, Cenk RENDA ve Selim AYAN’ın yerinde/zamanında müdahalesi ile tribün lideri(miz) birebir temas sonucu ikna edildi ve olası daha büyük yaptırımların önü alınmış oldu.
    Maça gelince; Efes’in dış atıcılarının etkisizliği ve mevcudumuza kıyasla oldukça iyi olan taraftar desteğimiz sayesinde görev başarıyla tamamlanmış oldu.
    Efes TBL’de bize rakip olabilecek kalitedeki yegâne takım ve bunları 4-0 ile süpüremeyiz/süpüremezdik.
    İlk maçın sonucuna göre saha avantajını ele geçirmiş olduk; evimizdeki maçları vermezsek “hiç sıkıntı yok”.
    Her zaman, her yerde en büyük FENER…
    __ iOW; MiSSiON COMPLETED __ (-; (-:

Yorum Yap

Your email address will not be published.