Güç Farkı Çok Belli.. FB-GS: 93-79

by

 

Dün akşamki maçı izlememiş biri skora ve istatistik kağıdına baktığı zaman şu sonucu çıkarabilir. Fenerbahçe maçı rahat kazanmış. 14 sayılık skor farkı, ribaundlarda +10 luk fark, asistlerde +3, top çalmada, top kaybında şut yüzdesinde her yerde üstün bir Fenerbahçe olması bu düşünceyi destekler. Zaten maçı izleyen bir çok kişi de istatistik kağıdına bakmadan bu sonuca varabilir. Fenerbahçe rahat kazandı.

Evet Fenerbahçe rahat kazandı, fazla rahat. Maçın başından sonuna kadar hiç zorlanmadı. Rahat skor bulabiliyor olması, farkın sürekli belirli bir seviyenin üzerinde olması oyuncular üzerinde de bir rahatlık yarattı.

İki takım arasındaki güç farkı çok fazla, aynı zamanda bizim saha avantajımız da var. Rakip özellikle dar rotasyon ile oynuyor ve bu rotasyon içinde kenardan gelen oyunculardan verim aldıkları tek isim Chuck Davis. Gerçi Fenerbahçe’de 8 oyuncu ile oynadı, ama Fenerbahçe de kenardan gelen isimler Sloukas, Antic ve Melih maça direk etki edebilecek oyuncular ki zaten fazlasıyla ettiler.

GS’da en sıkıntılı bölge pota altı. Ellerinde bir tek Lasme var. Davis de uzun oyuncu ancak normal şartlar altında pota altını doldurabilecek bir oyuncu değil. Bütün bunların üzerine Lasme’nin faul problemine girmesi rakibi iyice zayıflattı. Buna rağmen Davis’in olağanüstü çabası belki de farkın çok daha fazla olmasını engelledi. Neredeyse tek başına savaşan Davis , çoğu zaman Vesely, Antic ve Udoh’a özellikle hücumda üstünlük sağlayabildi. Bunu kabul etmek gerçekten çok zor. Hem güç hem boy olarak bu üç oyuncudan daha zayıf olan Davis yüzü dönük oyunların haricinde sırtı dönük oyunlarla sürekli potaya gitti. Halbuki biz hücumda tek uzun olan Davis’i ittiremedik bir kere bile. Onu birebirde hiç yenemedik. Bu kapasite meselesi değil tabi ki, bu bizim takımın dün akşamki rahat oyununun sonucu.

Sadece 10 ribaunt fark olması gerçekten kabul edilebilir değil. Bu şekilde bir güç farkı varken bizim o bölgeyi çok daha domine etmeliydik. Şimdi bazılarınız “e Vesely bu işi fazlasıyla yaptı” diyebilir. Evet buna itiraz edemem, ama Vesely ikili oyunlar sonrasında yaptı bunu, birebirleri neredeyse hiç denemedi, Udoh karşısında Ege ve Davis’i bulsa bile bildiğimiz Udoh değildi.

Sadece uzunlar değil, Bogdan ve Datome de bildiğimiz oyunlarını ortaya koymadılar. Takımın geri kalanının tamamı %66 ve üzeri yüzdeyle 2 sayılık atışları kullanırken bu ikiliden Bogdan 2/6 ile %33, Datome ise 1/5 ile %20 lerde kaldılar.

Diğer bir konu ise guard’lara baskı. Gerçek anlamda bir pg ları olmamasına rağmen yarısahayı geçerken top getiren oyuncular üzerinde hiç baskı kurmadık ufak birkaç an hariç. Halbuki bu baskı ile onları çok fazla top kaybına itebilirdik. Mesela biraz baskı gören Sinan ve McCollum hemen topu Micov’a karşı sahaya geçirmesi için verdiler ve bir kişi bile Micov’a baskı yapmadı.

Yazımın genelinden anlaşıldığı gibi ben dün akşamki oyunu pek beğenmedim, Vesely’nin pota üstü aksiyonları hariç 🙂 . Bu şekilde oynarsak maalesef Abdi İpekçi’deki mağlubiyet serimize yeni bir tanesini ekleriz.

İki takım arasındaki güç farkı Ergin Ataman tarafından da fazlasıyla biliniyor. Maçın gidişatında o da çok fazla bir şey yapma şansının olmadığının farkında. Yine de bilindik hareketleri ile hem taraftarı çıldırtmayı hem de zorlaya zorlaya teknik faulü almayı başardı. Genelde bu tarz teknik fauller oyuncularını ve taraftarını harekete geçirmek için bir taktik olarak kullanabiliyor. Ancak bu olayın özelinde öyle bir durum yoktu. Zaten rakip sahada oynuyorsun, takımın da elinden geleni yapıyor, gücü zaten bu kadar. E o zaman sen niye bu teknik faulü alıyorsun ? İşte burada benim fikrim şu : Ülker Arena’da Ergin Ataman’ın bir galibiyet çıkarma şansı yok. Büyük ihtimalle Abdi İpekçi’ye 2-0 gidilecek. Ancak oraya giderken bizim sahamızda herhangi bir gerginlik olmaması , GS’ın İpekçi’de bizi yenebilmek için ihtiyacı olan gerginlik ve çirkefliği yapabilmesi için onları haklı çıkartıcak argümanın olmaması anlamına geliyor. Sakin bir sahada oynanacak bin maçı da Fenerbahçe kazanır. Diğer taraftan sinirli , gergin, agresif bir GS taraftarının olduğu yerde bizi yenme şansları var. Bundan iki sene önce yaşanan olaylar ve son maça çıkmama olayında suçun bizde olduğunu savunmuşlardı ki bizim sahamızda yaşanan olaylar Aİ’de yaşanan olayların yanında çok daha masumdu. Bu sebeplerden ötürü Ergin Ataman bizim sahamızda olay çıkmasını ve bu nedenle Aİ’de çıkacak olaylara bahane etmeyi planlıyor.

İşte bu nedenle Obradovic maçtan sonra şu açıklamayı yapıyor : Biz sadece basketbol oynamak istiyoruz . Çünkü Obradovic , Ergin Ataman’ın ne yapmaya çalıştığını gayet iyi biliyor.

Bakın Cuma akşamı da başta Ergin olmak üzere yanındaki tetikçisi Göksenin ile birlikte bir takım olaylar çıkması için ellerinden geleni yapacaklar. Bizim bu oyunlara gelmeden sadece “Mola alsana” tezahüratından öteye gitmeyerek takımımızı desteklememiz çok önemli.

Maalesef defalarca kez söylediğim şeyi tekrarlayarak bu yazının da sonuna geliyorum “ Ergin ve Göksenin, basketbol camiasına yakışmıyorsunuz”.

Ayrıca Göz Atabilirsiniz

article-image
Euroleauge , Konuk Yazarlar , Slider

Acı Reçete

İlk dört için son şansını kullanmak üzere çıktığı maçta Fenerbahçe Real Madrid’e kaybederek play off larda evsahibi olma avantajını yitirdi. Sarı Lacivertliler maça Sloukas, Datome ve Benett’den yoksun dar bir rotasyon ile başlamak zorundaydı…

1 Yorum
  1. DocRush 2 sene önce
    Yanıtla

    Göksenin bana kalırsa bi GS’lı bile değil; malum kökeni sırtındaki numarada ifade bulmakta ve ayakkabıları (dikkatinizi çekti mi, bilmem) ekibindeki diğer tüm oyuncuların aksine sarı ve/veya kırmızı renkleri içermemekte. Muhtemelen, bu ortamdaki görevi tetikçilik/ajitasyon ile sınırlı; aynen, yetenekleri gibi.
    Ergin ise, maalesef milli takım yönetimine kadar yükselmiş olmakla birlikte kazanma hırsının ve kişisel egolarının tutsağı olmuş istikrarsız bir bünye. Sıklıkla aşırı kilo alımı ve sonradan fit olma sevdasıyla süzülme gibi uç durumları ardı ardına yaşamakta ve adeta bir balon misali gövdeye hapsolmuş değişik bi karakter hakikaten. Geçenlerde Rıdvan Dilmen’in NTVspor’daki programında konuk olmuş ve evvelki yıl yaşadığımız şampiyonluğu Obradoviç’e (yani, bize) kendisinin hediye ettiğini (serinin son maçına çıkmayıp_?!) iddia edebilecek düzeyde saçmalamıştı.
    Böylesine de ne denir bilmem ki? (örn. ileri geri zekalı megaloman, idraksiz, fanatizmin esiri küçük insan…)
    Neyse; seri bence bu kez 5. maça kalmayacaktır. Parkedeki çirkeflikler, seyirci faktörü ve kötü hakemlik performansına rağmen Obra’dan bunu talep/niyaz etmekteyim. Kayıtlara geçsin, lütfen…

Yorum Yap

Your email address will not be published.